Bankaların ve Ülke Ekonomilerinin Kendileri İçin Belirlediği Yer ve Denge Unsurları

Bankalar, bir ülke ekonomisinde finansal sistemin çalışması ve kaynakların doğru alanlara kanalize edilmesi için hayati öneme sahip kurumların başında gelir.  COVID-19 gibi küresel ve ciddi sağlık riskleri taşıyan bir salgın hastalığında bankalar üzerinde olabilecek etkilerini gözden geçirmeye karar verdim bugün.

Olası etkilerin 4 temel grup altında toplanabildiğini söylemek mümkündür ve bu etkilerin başında da operasyonel etkiler gelir. Bankalar da diğer kurumlar gibi acil durum veya kriz yönetimi eylem planlarını hazırlamalı ve hayata geçirmeli, bunun yanısıra çalışanların güvenli bir şekilde işlerine devam etmelerini sağlamalı ve teknik altyapının buna imkan tanımasına yönelik aksiyonları almalıdır. İç ve dış tüm paydaşlar ile iletişimi düzenli bir şekilde gerçekleştirmeli ve tüm bu faaliyetlerin yönetimi CEO önderliğinde farklı fonksiyonlardan uzman yöneticilerin dahil olduğu bir Kriz Yönetim Ekibi tarafından koordine edilmelidir.

İkinci etkiye gelecek olursak; kredi riski, gelir kaybı ve likidite yönetimi sıralaması devreye girer. Krizlerin devam etmesi ile birlikte düşen güven ortamı neticesinde bankalar kredilerinin tahsilatlarında zorluk yaşamaya başlarlar ve buna ek olarak düşen işlem hacimleri ile birlikte gelirlerinde de azalma beklenir. Tüm bunlar bankaların likiditeleri, riskli varlık miktarları, karlılıkları ve sermaye yeterliliklerine olumsuz etki edecek etkilerdir. Dolayısıyla da bu ortamda bankalar, farklı varsayımlar altında senaryo analizleri yaparak ileride oluşabilecek finansal etkileri yönetmeyi hedeflemelidirler.

Üçüncü önemli etki ise, müşteri davranışlarındaki değişimdir. COVID-19 salgını ile birlikte müşterilerin ihtiyaç, tüketim ve davranışlarında değişimler olmuştur. Harcama eğilimlerindeki azalma ile beraber alternatif dağıtım kanallarının daha aktif bir şekilde kullanılması beklenmektedir ve bu yüzden de Bankalar müşterilerini farklı kriterlere göre segmentlere ayırarak değişen müşteri davranışlarına göre hizmet alanlarını çeşitlendirmeli ve müşterilerine özel imkanlar sunmalıdırlar.

Dördüncü ve son etki de, fonlama yapısı ve maliyetleridir. Krizin Türkiye ve yurtdışı ekonomilerine yaratmakta olduğu etkiler ile beraber bireysel / kurumsal müşteriler ve finansal kurumların risk algıları ve yatırım tercihlerindeki değişim fonlama yapısında ve maliyetinde değişimler olacağından Bankaların bu dönemde bilançolarını daha sağlıklı yönetebilmeleri adına almaları gereken aksiyonlar bulunmaktadır.

Türk Bankacılık Sistemi

Genel hatlarıyla sistem hakkındaki aksiyonlardan sonra kendi ülkemiz açısından değerlendirme yapacak olursak, Türk Bankacılık Sisteminin ve genel olarak ekonominin kötü durumda olmadığı noktalara göz atalım derim önce. Nisan 2020 itibariyle yapılan araştırmalara bakılırsa, son yaşanan ekonomik krize rağmen bütçe açığımızın diğer gelişmekte olan Dünya Ülkelerine nazaran daha düşük bir seviyede olması ve nispeten kuvvetli bir altın rezervimizin olması büyük bir emtia üreticisi olmadığımız için düşecek emtia fiyatlarından etkilenmeyeceğimizi gösterdiğinden durumun işimize bile yarayabileceğini düşündürtmektedir.

Mevcudun iyi olmayan taraflarına bakacak olursakta, krizin klasik bir finansman krizi olmaması sebebiyle reel sektörün özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerle bireyleri durumdan çok etkilenecek olmasından bahsedebiliriz. İhracattaki olumsuz gidişat yüzünden ihracat ve ihracata dayalı üretimimizin düşmesi söz konusu olacaktır. Tarım ürünleri başta olmak üzere, temel ihtiyaç maddelerine olan gereksinim bu noktada kilit etkisi yaratacak ve temini zor hale gelecek ürünlerin ithalatında ve ihracatında sıkıntılar doğmasına neden olacaktır. Dışa bağımlı hale geldiğimiz tarım sektörünü canlandıracak uygulamalar en kısa sürede devreye sokulmalıdır. İç pazarda üretim ve tüketim dengelerinin azami düzeyde önemli hale gelmesi aşikar olacaktır. Ekonomi politikalarının üretimin devamını sağlayacak seviyede olması ve kendi vatandaşının satın alma gücünü korumak yönünde olması beklenmektedir.

Ülkemiz ve Türk Dünyası açısından değişecek güç dengesi bazı fırsatları beraberinde getirebilecekken Amerika’nın ve Rusya’nın olası güç kaybı jeopolitik dengelerin belli ölçüde lehimize değişmesini bile sağlayabilir. ABD Suriye ve Irak’ta bölgeyi Türkiye’ye “emanet” edebilir.

 Yeni oluşacak düzende Türk Devletlerinin kendi arasındaki dayanışmayı Rus veya Amerikan baskısı ve yönlendirmesi olmadan yürütebilmesi de mümkün olabilir. Başta Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm Türk Dünyasının teknoloji, eğitim, sanayi, tarım ve sağlıkta milli politikalar uygulamasının şart olduğu ortadayken böyle bir gelişmeye jeopolitik olarak Çin’in çok müsaade etmek istemeyeceğini de hesaba katmak lazımdır.

Bu dönemde tüm dünya devletleri için mümkün olduğunca kendi kendine yetebilmek esas olacaktır. Bu da bağımsız, milli ve devletçi politikalarını beraberinde getirecektir. Bu yönetim biçimi küresel ekonomiyi idare edenlerin pek istediği bir şey değildir. O yüzden bu tür milli politikalar sürecinin çok fazla uzun sürmeden küresel çapta tüm ülkeleri meşgul edecek yeni salgın, kriz veya savaşların istenilen düzen kurulana kadar da yakamızı bırakmayacağını düşünüyorum.

Bu yüzden vakit geçmeden küresel dayatmalardan kurtulup bilim esaslı eğitim ve üretime dayalı bir sisteme geçmek şarttır. Önümüzdeki 10 yıl Ülkemiz için çok önemlidir. Bu 10 yıl içinde Türkiye ve Türk Dünyası kendi kaynaklarını optimize ederek her alanda kendisine yetebilecek altyapıyı oluşturmak zorundadır. Bunu yapmazsa 2030 sonrası oluşacak küresel krizlere bugünden çok daha hazırlıksız ve zayıf yakalanacaktır.

Savunma, bilgi teknolojileri ve sanayi üretiminin önemi

Bu noktada savunma ve bilgi teknolojilerinin yanında sanayi üretimi de büyük önem kazanmaktadır. Türkiye küresel dijital altyapıya mecbur olmayacağı, siber saldırılardan ve enerji kesintilerinden en az oranda etkileneceği altyapıyı kurmak zorundadır. Önümüzdeki süreçte en önemli gelişmeleri iletişim teknolojileri, yapay zeka, biyoloji, elektromanyetik gibi alanlarında göreceğiz. Bu konularda eğitim ve ARGE çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Gıda güvenliğini ve yeterliliği de en üst seviyede tutulmak zorundadır. Mevcut tarım ve hayvancılık politikaları ile bunun sağlanması da mümkün değildir.

İnsanlık Açısından planlanan bu “yeni dünya düzeni” ne yazık ki insanlığın iyiliğinden çok George Orwell’in romanları ile “Hunger Games” benzeri bir düzen getirecektir. İnsanoğlunun bu gidişatı görüp ona göre davranması şarttır. Sorunun temeline inmeden de insanlık için kalıcı bir çözüm üretmek imkansızdır.

Dünyanın yakın tarihine bakıldığında doğal afetler hariç yaşadığımız tüm olumsuzlukların altında kar odaklı para sisteminin olduğu görülmektedir. Çıkarılan bütün savaşlar, açlıklar, hastalıklar, fakirlik, çevre kirliliği gibi sorunlar kar odaklı para hırsından kaynaklanmaktadır. Bireyler, şirketler, devletler daha çok kar edebilmek, daha ucuza mal edip daha pahalıya satmak ve elde edilecek güç ile dünyayı kontrol edebilmek için dünyaya ve insanlığa her türlü hileyi ve kötülüğü yapabilmektedir.

Ucuz işgücü diye üretimi uzak ve az gelişmiş ülkelere taşıyan sözde gelişmiş ülkeler, çıkan salgında basit bir maske ve ileri teknoloji gerektirmeyen solunum cihazı bulmaktan bile aciz duruma düştü. Kartellerin elinde olan fosil yakıtlar daha ucuz olduğu için düşük maliyet adına doğa katledilirken, insanlığa ve doğaya faydalı olacak teknolojiler pahalı olduğu için kullanılmıyor. İlaç kartelleri oluşturdukları büyük ticari kazanç ile birçok hastalığı sürdürebilir kılıyor. Tarım, gıda ve kimya kartelleri insan sağlığını hiçe sayarak GDO’lu tohum ve birçok ürünü insanlara dayatıyorlar. Fabrikalar maliyetli olduğu için arıtma tesislerini çalıştırmıyorlar. Dünya hammadde ve işgücü kaynakları kontrolsüz tüketim ekonomisi için katlediliyor.

Tüm dünyayı borç sarmalına alan bu kısır ekonomik döngü değiştirilmeden kalıcı herhangi bir çözümün mümkün olmayacağı, dünya genelinde doldur boşalt tarzı bu oyun 5-10 yıl arası iyi gidip takip eden 5-10 yıl suni krizlerle kötü yönetilerek sürüp gidecektir. Bunun haricinde yapılan tüm analizler, stratejiler, politikalar günü veya birkaç yıllık süreci kurtarmaktan da ileri gidemez. Bir dönem soğuk savaş çıkar, diğer dönem güç dengeleri değişir, başka bir dönem çok para vaat eden bir maden veya enerji kaynağı üzerinden bir savaş çıkarılır. Stratejistler ve politikacılar oluşan her yeni duruma fikir üretmek için oradan oraya koşmak zorunda kalır. Bu bugün Covid-19 olur yarın başka bir olaya bağlanır. Aslında tüm bunlar insanlığı kalıcı çözüm bulmaktan alıkoyan ve bu durumu yaratanların süreci istediği gibi idare etmesine yarayan durumlardır.

Kar ve para kazanma hırsı (düşük maliyet hedefi) ortadan kalktığında dünya kaynaklarının aslında yeterli olduğu ve her anlamda daha temiz bir dünyada yaşanabileceği de görülecektir. Faiz-borç sarmalına dayalı, karşılıksız para basarak dünyayı borçlandıran, kardan başka bir şey düşünmeyen kapitalist anlayışlı para sisteminden kurtulunması ve kaynak/hammadde esaslı yeni bir sisteme geçilmesi halinde sorunun azalacağını öngörmek mümkündür. Tabii böyle bir sistemi politikacılar kurgulayamayacağı için her bilim dalından uzmanların bir araya gelerek insanlığı içine girmekte olduğu felaketten kurtaracak bir model geliştirmelidirler.

Yani işin özü, mevcut dünya parasal sistemi değişmedikçe insanlık rahat yüzü göremeyecektir. Hiçbir kıymete bağlı olmadan karşılıksız basılan para birimleri ile faize dayalı mevcut para sistemi insanlığın sonunu getirebilir. Küçük bir azınlığın çıkarına olan bu para sistemi baş döndürücü bir hızla gelişen yapay zeka ve robot teknolojileri ile birleşince dünyada dijital sömürü başlayacaktır. Artık savaşlar toprak için değil veri ve insan kontrolü için yapılacaktır ki bu süreç alttan alttan uzun zamandır etkisini göstermeye başlamıştır.

Sanayi değişimi ile değişim sürecine giren otomasyon faydalı bir gelişmedir ancak işgücü üzerinde bir tehdit oluşturmaktadır ve bu seviyeye geçilince de yakın gelecekte birçok mesleğin ortadan kalkacağı aşikardır. Bu durum böyle giderse ilerleyen yıllarda daha neler olacağını kestirmek imkansız gibi görünmektedir. Zira karşılığı olmayan bir kağıt parçası ile insanlığı bu günlere getirenlerin neredeyse sınırsız bir teknoloji ile güç ve kontrol için neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum ben. İşgücüne ihtiyaç en düşük seviyeye indiğinde parasal sisteme hiçbir katkısı olmayan insanları besleme maliyeti de “ekonomi kurallarına” ters gelecek ve “yapay zeka” yeni bir virüs ile insanlığın nüfusunu hangi sayılara çekmeye niyetlenecek bilmiyoruz.

Ez cümle, insanlığın bu zor sınavdan nasıl geçeceğini hep birlikte göreceğiz ancak asıl mesele şu ki, sadece yaşama kaygısı ile değil; birey olarak ben neler yapabilirim sorusunu sorarak gelecekle ilgili karanlığı aydınlatmak ve bütüne hizmet edecek adımlar atmak şart gibi duruyor.

Mesele salgınla kısa süreli bir mücadele değil gelecek yüzyılların şimdi alınacak aksiyonlarla şekilleneceğinin farkında olmak!

Dünya için sağlam ve net kararların alındığı, bencil fikirlerle hareket edilmeyen yarınlar diliyorum.

Sevgiler

Arsal ŞEN
Arsal ŞEN

Twitter

Instagram

Arsalsen.com